|
08.02.2012 |
Serdar KALMAZ 1958 yılında Ovacık' da doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Tekstil bölümünü bitirdi. Akademi eğitimi esnasında Prof.Hern Böhmer ile kök boyaları üzerine araştırmalar yaptı. Bu çalışmaları son sınıfta karma bir sergi ile tanıttı. 1983'te okulu bitirdikten sonra, çalışmalarını tekstil moda ve resim eğitmeni olarak özel sanat kurumlarında sürdürdü. 1986 yılında İstanbul Devlet Opera ve Balesine ressam olarak girdi. 1995 yılında Türkiye'de ilk defa gerçekleştirilen "Dil Oğlan ve Tercümanlar" sergisinin kostüm ve sergi modüllerini, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Stéphane Yerasimos, tarihçi Frederic Hitzel, İstanbul Başkonsolosu Jean Michel Casa ve Zeffe Cazalas ile birlikte İstanbul Fransız Sarayında gerçekleştirdi. Aynı yıl çalışmalarını "keçe resim" üzerine yoğunlaştırdı. Yurtiçi ve yurtdışında kişisel ve karma sergiler açtı.
Kalmaz, Türkiye'de keçe ile özel teknikle resimsel anlamda çalışan tek sanatçıdır. Tekniği ressam Sefer Öztürk'den öğrenmiştir. Malzeme üzerinde fırçayla çalışılmadığından, tual üzerine yapılan resimdeki rahatlık ve hakimiyetin olmadığı bu teknik sabır ve tecrübe gerektirmektedir. Çalışmanın sonunda ana keçe pişirme ve tepme işlemlerine maruz kaldığından deformasyonlar olmakta ve işin zorluğunu artırmaktadır. Kalmaz'ın keçe içi resimlerine, yitip giden keçenin tekrar resim sanatı ilkeleriyle yorumlanıp, yaşatma çabasının ışığı yansımakta.
Sergileri:
Halen İstanbul Devlet Opera ve Balesinde Ressam-Dekoratör olarak görev yapan Serdar Kalmaz' ın yurt içinde Kültür Bakanlığı koleksiyonunda ve özel koleksiyonlarda, yurt dışında KKTC Kültür Bakanlığı Koleksiyonu ve ABD'de çeşitli eyaletlerdeki özel koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır.
Plastik Dilde ve Yorumda SERDAR KALMAZ
Neden Keçe Resim?
Fransız duvar kağıtçılığının 300. yılı için koparılan gürültüyü gördüğümde ,bir yandan Fransızın ulusal kültürüne karşı gösterdiği duyarlılığa şaşarken,öte yandan kendi ülkemin halkının yüzyıllardır ürettiği ve çok ulusun erişemediği artisanat (el işi) ürünlerine, geleneksel halk sanatımıza,çağdaş bir açıdan henüz yaklaşamadığımızın ezikliğini yaşamıştım.
Bir cicim, bir hasır, kilim, halı, kepenek ve de KEÇE......
Çobanımızın sırtındaki, köylümüzün at ve eşeğinin semerinin altındaki, ocağının önündeki, sedirinin üstündeki çilekeş KEÇEYİ , salt bir kullanım ve tüketim aracı olmanın üstüne duvarlarda da bir plastik sanat yapıtı olarak, resimsel bir kavram ve beğeniyle yorumlamaya çalıştı.
Hepimizin sıkça gördüğü, dokunduğu, sıcaklığına sarıldığı bu soluklu nesneye duyarlı bir sanatçı sezgisi, bir çağdaş bireşim arama tasasının yanında ulusal sanat tasasına , biçimsel bir bakış dışında içerik açıdan da yaklaşmaya çalıştım.
Fransızın goblen yaygısı da, bir süreç sonunda, yine sanatçı sezgisiyle yerlerden, anıtsal boyutlara da vararak duvarlara bir resim işlevselliğinde aktarılmıştı. Bu çalışmalarda figürden, çeşitli doğa elemanlarına, kırsal kesim tarım emekçisi insanımızın tüm araç gereçleri, kağnılar, köylümüzün kendine özgü pop ve beğenili urbalarına dek, olası ölçüde zorlanmadan ve grotesk, pirimitif saflıklarını yitirmeden, bir resimsel anlatım ve iletişimde uzlaşabilmektir.
Yitip giden, unutulan keçeyi tekrar resim sanatı ilkeleriyle yorumlayarak unutturmama çabasıdır.
| GALERİLERİ |
|---|