Home Page
24.04.2018
24.04.2018
ORGANİZASYONLAR
WORKSHOPLAR
SÖZEL & GÖRSEL DESTEK
TASARIM / PROJE
Üyelik
facebook sayfamıza katılın !

Zik Zak


Romantik
Image

Dramatik anlatımda tragedya geleneğinin temel özelliği, erkek dünyası üzerine biçimlenip, kadını yan unsur olarak kullanmasıydı. Hollywood bu mirası karakter psikolojilerini derinleştirip, olay örgüsünü mantık süzgecinden geçirerek kullandı. Bu kez kaçınılmaz olarak kadının yeri dramatik aksiyonun tam ortasına yerleşti. Bu yapı, önermelerde benzeşme yaratırken, temaları da çoğunlukla aşk çerçevesi içine taşıdı.

Batıya ait bir kavram olmasına karşın, Ortadoğu ve Güney Asya toplumlarında da yerel kültürel içerikle donanarak sinema endüstrisinin itici gücü haline gelen melodram, 50’li yıllardan itibaren Türk toplumu üzerinde de etkisini gösterdi. Türkiye’de sinemanın altın çağı olarak gösterilen ve 70’lerin ilk yıllarına kadar parlak üretim sayılarına ulaşan Yeşilçam fenomeni de bu modern tarzı, biçimsel bir izlenirlik garantisi olarak sıklıkla kullandı. Yeşilçam’ın en yoğun olarak 60’lı yıllarda Hollywood’dan kendine adapte ederek ürünlerini ortaya koyduğu melodram türünün özünde trajedi yatardı.

Melodramın hikaye anlatma kalıbı bu piyasada film öyküsü klonlama etkisi de yarattı. Bu etki dönemin klişelerini oluşturan yapıtlardan izlenebilmektedir. Televizyon aracılığıyla sonraki nesillere aktarıldığında ortaya çıkan ve bir ölçüde küçültücü anlamda kullanılan, ‘Türk filmi gibi’ nitelemesi, bu dönem sinema ürünlerinin birçoğunu reddedilmiş miras konumuna getirmiştir. 60’lı yılların melodramları restgele incelendiğinde dahi, klasik dramatik yapı kurallarına sıkı sıkıya bağlı senaryolara sahip olduğu görülür. Dolayısıyla, sonraki nesillere aynı etkiyi yapmayıp, Türk sinemasının klasik dönemini oluşturamamalarının nedeni karakter yaratmadaki zaaflarında aranmalıdır.

Dramatik yapı, karakterler arasındaki çatışmaların doğurduğu düğümlerin çözülmesiyle ayakta durur. Bu sistemin hammadesi niteliğindeki insan psikolojisi; yapının tuğlalarını birarada tutmaya yarayan sıva gibi sağlamlaştırıcı işlev görür. Yeşilçam öyküleri klonlarken, karakterleri de birer biçimden ibaret görme yanılgısına düşmüş olmasa bugün ‘Türk filmi gibi’ benzetmesi alaycı bir tavır taşımayabilirdi.

Image

İlerleyen yıllarda Türk sinemasındaki gerilemenin seks filmleri furyası ve arabesk patlamasına bağlanması genel kabul görmüş bir tavırdır. Bu yönelimde melodramların inandırıcılığını yitirmesinin etkisinden ise pek bahsedilmez. Öykü kalıplarından star sistemine kadar Hollywood’u örnek alan bir endüstrinin batı ve doğudaki örnekleri sürerken Türkiye’de çökmesinin belki başka sebepleri de vardı. Bu sebepler de pekala senaryolarda giderek ağırlığını hissetiren tesadüfler, sebepsiz yalanlar, akılalmaz kötülükler ve nihayet, mantıksız yanlış anlamalar olabilir. Yapımcılar sinema filmine oldukça yüksek oranda katma değer sağlayan yıldız oyuncuları en güçlü silahları olan inadırıcılıktan arındırınca, ruhlar arasındaki bağların da kopması kaçınılmaz oldu.

80’li yıllardan itibaren Hollywood melodramı yeni bir dönüşüme uğratarak, romantik komedi türünü geliştirdi. Yeşilçam ise melodramsızlığı nostaljiyle doldurmaya, geçmişi samimi ve masum olarak anmayı yeğledi. Belki de kendi batışının sorumlusu olarak gördüğü Hollywood’a küsmüştü artık. Melodramı terk ettiği gibi, romantik komediye de bulaşmadı. Bugün Türk sinemasının derinlemesine tasarlanmış kişiliklerin duygularını aktarmaya yöneldiğini söylemek yanlış olmaz.

Türk sinemasının yeni hareketlenmesinin başlangıcı olarak anılacağını gösteren bir çok göstergenin biriktiği bir dönemdeyiz. Ama romantik komedi türünde Türk seyircisinin damağında çoktan unuttuğu melodram lezzetinin güncel bir sürümü kalacak mı belli değil.

Aslında böyle bir gelişme olmayacağı belli de denebilir. Çünkü romantizm bir sözcükten öte felsefi bir kavramdır ve işin bu tarafı bizim kültürümüzde hiç yoktur. Romantizm (Romantisizm), insanın irade yeteneğine sahip olduğu ilkesinin kabulü üzerinde oluşturulmuş bir sanat kategorisi, kavramsal bir sanat ekolü aslında. Günlük hayatın rastgele ayrıntılarıyla değil, insan varlığının ezeli ve edebi, temel, evrensel mesele ve değerleri ile uğraşır. Kaydetmek veya fotoğraf çekmekle uğraşmaz, yaratır ve tasarlar. Romantizm, Aristo’nun sözleriyle, olagelen şeylerle değil olabilecek şeylerle, olması gereken şeylerle ilgilidir.

Romantizmin sanata getirdiği, değerlerin önceliği ilkesi oldu. Romantiklerin eserlerinde ve izleyicilerinin tepkisinde büyük bir duygusal şiddet ortaya konmuş; aynı zamanda büyük bir renklilik, hayalgücü, orijinallik, heyecan, değer yönelimli bir hayat hissinin bütün sonuçları sergilenmiştir. Bu duygusal öğe, bu hareketin en kolay algılanır özelliği olmuş ve daha derin bir araştırmaya girilmeksizin, akımın tanımlayıcı özelliği olarak kabul edilmiştir.

İnsan hayatında, değerlerin önceliğinin indirgenmez bir birincil olmadığı; değerlerin önceliğinin insanın irade yeteneğine bağlı olduğu; dolayısıyla romantiklerin felsefi olarak duyguların değil, değerlerin kökü olan iradenin şampiyonu olduğu gibi konuları filozofların tanımlamak durumundaydı. Oysa filozoflar XIX. yüzyılın hayati her konusunda olduğu gibi, estetik konusunda da ihmalkar olmuşlardı. Daha da derinde olan konu, akıl yeteneğinin irade yeteneği olduğu gerçeğinin bilinmemesiydi. Varolan çeşitli serbest irade teorileri, çoğunlukla anti-akıllı bir karakterde olduğundan, bu teoriler iradenin mistisizmle birarada düşünülmesi anlayışını güçlendirmekten başka bir işe yaramıyordu. Son zamanlarda, bazı edebiyat tarihçileri, romantizmin duygu yönelimli bir ekol olduğu tanımından vaz geçip yeni tanımlar yapmaya girişti, fakat başarı gösteremedi. Romantizm, irade yönelimli bir ekol olarak tanımlanmalı ve edebiyatının doğası ve tarihi, bu terimlerle incelenmelidir.

Eğer insan iradeye sahipse, hayatının en önemli veçhesi, değerlerinin seçilmesidir. Eğer değerlerini seçerse, bu değerleri kazanmak veya elde tutmak için davranmalıdır. Amaçlarını ortaya koyup onlara erişme faaliyetine girişmelidir. Bu faaliyetlerin esasını ifade eden edebi biçim, entrikadır (Bir entrika, mantıken bağlantılı olayların, amaçlı bir biçimde gelişerek, zirvede çözümlenmesidir).

Felsefi olarak ise romantizm, insanın mevcudiyetini yüceltmek için girişilmiş bir seferdir. Psikolojik olarak, basit bir arzu şeklinde, hayatı enteresan kılma arzusu olarak yaşanır. Kurgunun birincil ögesi olan hikaye anlatma sanatında ustalık gerektirir. Hikaye anlatma sanatı üç temel nitelik gerektirir: İçtenlik (inandırıcılık), hayalgücü ve dram duygusu. Bütün bunlar temaya ve karakterizasyona bütünleştirilecek orjinal bir entrikanın kurulmasına katılır. Bir romantik eserin değeri, yazarın kendince yaratılmak zorundadır. İnsanlara hiçbir sadakat borcu yoktur. Sadece insana, sadece hakikatin metafizik verili doğasına, sadece kendi değerlerine sadakati vardır. Eğer felsefi anlamlılık ciddiye alınmanın kriteriyse romantik yazarlar dünya edebiyatının en ciddi yazarlarıdır.

 
DİĞER YAZILAR

NEXUSartLine'da yayınlanan yazı, fotoğraf, karikatür, ilüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır.
İzinsiz alıntı yapılamaz.