Home Page
21.01.2018
21.01.2018
ORGANİZASYONLAR
WORKSHOPLAR
SÖZEL & GÖRSEL DESTEK
TASARIM / PROJE
Üyelik
facebook sayfamıza katılın !



Resimde Müzik Arayışları

Ceylan Mutlu Konfüçyüs müziği ‘‘tonların bir verimi" olarak tanımlar. Tonu da şöyle açıklar: "Duygular içten geldiği zaman ses halinde kendilerini gösterirler. Bu seslerin bir düzen içinde sıralanmasına ton denir. Buna göre, doğada gözlenen yada içsel olarak duyumsanan renk tonlarının veriminden ise bir resim oluşur diyebiliriz.

19. YY. Fransız Resim Sanatının geleneksel kurallara bağlı sanatçıları Delacroix ve Ingres Mozart hayranıydılar. Delacroix resimde ‘Müzikteki Mantık’ı ararken Ingres’da karşıtlıkların eşzamanlılığı ile ilgileniyordu. Delacroix Mozart’ın değişik duygular taşıyan çeşitli tınılarını renklilik ve duygu zenginliği olarak değerlendiriyordu. Ingres’a göre ise Mozart, Gluck ve Haydn’ın müziğinde duygular ölçülü ve dengeli bir biçimde dile getiriliyordu. Bu bağlamdaki yaklaşımlarına dayanarak resimlerini izlersek, bu iki sanatçının da resimlerinde aşırılık olmadığını akıl ve hayal gücünün, belirgin bir armoni içinde etkin olduğunu görürüz.

Müzik, resim, tiyatro, edebiyat ve diğer bütün sanat dalları, insanlığın kültürel gelişim süreci doğrultusunda, birbirleriyle etkileşim içinde gelişir ve değişerek devam ederler.

1900’lerin başlarında Avrupa’da başlayan Soyut- İfadecilik( Abstract Exspessionizm) akımı daha çok insanın iç dünyasının dışa vurumuydu. O dönemde, W. Kandinsky, Mondrian, Malevich ve Paul Klee gibi resim sanatçılarının eserleri içsel ve duyumsal gerçekleri yansıtmaya yöneliyordu.

artNeXT Kandinsky’nin dünyasında görme ve işitme özdeşti. Renkleri tını olarak duyuyor, sesleri ise ruhsal titreşimler uyandıran renk ve çizgiler olarak tanımlıyordu. Eserleri içeriğinde bir düşünce taşımayan, sadece anlık kişisel duyuları ve duyumları anlatan ifadelerden oluşuyordu. Bir konserde Wagner’in Lohengrin operasını dinlerken ‘‘ kafamdaki tüm renkler gözlerimin önünde canlandı’’ demişti. Onun için biçimler ve renkler, ruhsal titreşimleri seslendirme ve duyma aracıydı. Ona göre resimde ‘melodik’ ve ‘senfonik’ olan iki tür kompozisyon vardı. Melodik olanda yalın geometrik biçimlerin çeşitlenerek yinelenmesi ve devingenliği söz konusuydu. Sefonik ise, İzlenim, Doğaçlama ve Kompozisyon olarak üçe ayrılıyordu. İzlenim, dış dünyanın anlık algılarının resimsel ifadelerinden oluşur. Leke ve çizgiler tınıları vermektedir. Doğaçlama, içsel duyumların anlık-tinsel izlenimleridir. Kompozisyonda ifadenin amacına yönelik olarak akıl ve bilinç devrededir ancak, iç-dünyadan çıktığı için duygu taşır. Kandinsky’ ye göre sanat gerçeğe yaklaşabilmeli ve doğadaki eşzamanlı harekti verebilmeliydi. Paul Klee doğadaki eş zamanlılığı müziğin tam anlamıyla yansıtmasının zorluğundan bahsederken şunları söyler:- ‘Sanat, müziğin çok sesli yapıtlarının özelliklerinden bilgi toplamalı, bu everensel alanın derinliklerine dalmalı ve değişmiş bir sanat gözlemcisi olarak resimde bunların peşinden gitmeli.’’ Klee, müzisyen bir aileden geliyordu, annesi de babası da müzisyendi. Yedi yaşında keman çalmaya başlamış, müzik yeteneğine karşın resme duyduğu ilgi yüzünden Münih Akademisini bitirmişti. Resim çalışmalarında gözlenen çizgi ve ton ilişkilerindeki ritim ve hareket arayışlarında, müziğin etkileri çok açıktır. Biçimlerin yorumundan çok kökenleriyle ilgilenen ve sanatı doğanın bir simgesi olarak gören Klee ‘‘Sanat görüneni kopya etmek değil, görünmeyeni gösterebilmektir ’’ demiştir. 1938 yılında Steinway piyanoları, sanatçının müzik ve görsel sanatları olağanüstü bir şekilde birleştirmesi sebebiyle PAUL KLEE SERİSİ’ni üretti. Sadece 500 piyano üretilen bu serideki enstrumanlardan birinin sahibi Vladimir Horowitz oldu. Paul Klee Steinway'in bu jestiyle ilgili olarak "Büyük bir onur ve ayrıcalık." dedi. 60'ların sonunda caz bestecisi Chuck Mangioni'nin de içinde bulunduğu bir grup tarafından "Performing Musical Interpretations of the Paintings of Paul Klee’’ isimli bir albüm çıkartılmıştır.

Ayrıca, bu dönemde birçok resim sanatçısı Bach’ın polifonik müziğini anlamak ve yapısını yansıtmak amacıyla da denemeler yaptılar. Kübistler, ifadeciler, hatta izlenimciler bile Bach’ın Müziği gibi resim yapmaya yöneldiler. Örneğin, George Braque müzik aleti motiflerini çok kullanmasının sebebini açıklarken, müzik aletinin dokunmayla canlanabilme özelliği ve tınlanma özelliğini elle tutacak gibi olduğunu söylüyordu.

Van Gogh resimlerinde ‘yanıltıcı gerçeklik’ ten kurtulmak, insanın yalnızlığını ve yazılmış kaderini anlatmak isterken, rengi çizgiye, çizgiyi renge dönüştürerek adeta müzikal bir etki, bir beste yaratıyordu.

Gaugin’in kompozisyonlarında gözlemlenen karşıt renklerin oluşturduğu uyumlu düzenlemeler, bir araya gelen uyumlu notalar gibi öznel ya da ortak duyguları anlatıyorlardı. Sanatçı aradığı ‘Mutluluk ve Uyum’u resimde renk orkestrasyonu olarak ifade etmiş, "…dilerseniz buna müzik deyin. Yaşamdan, yada doğadan herhangi bir konuyu öne sürerek çizgi ve renk senfonileri, armoniler oluşturuyorum. Bunların, sözün tam anlamıyla salt gerçekleri yada bir düşünü dile getirmesini değil, müzik gibi düşünmeye dürtü olmasını amaçlıyorum .’’ demişti.

Nazan İpşiroğlu müzikle resim etkileşimini kısaca şöyle özetliyor: "Resimde zamansal mekân arayışının ve bu bağlamda ritim ve hareketin, öte yandan da rengin başlı başına değer kazanmasının, resimle müzik arasındaki temel benzerlikleri ortaya çıkardığını ve iki sanat arasındaki etkileşimi hızlandırdığını gördük. İki sanatın birbirine yaklaşması, her ikisi için de yeni yapı ve ifade öğelerinin bulgulanmasına yol açıyor. Daha doğrusu sanatçılar var olan, bilinen malzemeleri yeni bir anlayışla biçimlendirme öğeleri olarak kullanmaya başlıyorlar."

Müziğin soyut ve anlık duyumsal yapısı resim sanatını her zaman etkilemiş sanatın ve sanatçının esin kaynağı olmuştur. Rönesans ve Leonardo dönemi sonrasında, resmin bir bakışta algılanabilmesi onu zamandan soyut ve sanat dalları içinde üstün kılmıştı. Oysa Kandinsky’nin yeni bir bakış açısı sergileyerek, ses tını ritim ve armoni taşıyan resimlerinde zamansallığını ortaya koyuyordu.

Müziğin soyut ve anlık duyumsal yapısı resim sanatını her zaman etkilemiş sanatın ve sanatçının esin kaynağı olmuştur. Varlık-Bilimsel bir ifadeyle ‘müzik gök ve toprak arasında bir ahenktir’. Resimde düşüncenin ve duygunun sesi çizgi ve renk tonları, müziğin rengi ise her zaman notaların-seslerin tonudur…

Ceylan Mutlu
18 Mayıs 2009

Kaynakça:

  1. 'Resimde Müziğin Etkisi' / Nazan İpşiroğlu /Remzi Kitabevi
  2. 'Sanatta Devrim' /Nazan İpşiroğlu- Mashar ipşiroğlu / Remzi Kitabevi
  3. Vikipedi – Özgür Ansiklopedi
  4. Felsefenin Müzikle İlişkisi / Arşiv
 

NEXUSartLine'da yayınlanan yazı, fotoğraf, karikatür, ilüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır.
İzinsiz alıntı yapılamaz.