Home Page
20.09.2018
21.09.2018
ORGANİZASYONLAR
WORKSHOPLAR
SÖZEL & GÖRSEL DESTEK
TASARIM / PROJE
Üyelik
facebook sayfamıza katılın !

Zik Zak


Blucin Açılımı
İzzeddin Çalışlar

Ucu açık kavram

Güncel siyasette açılım sözcüğü, kavramın anlamının aksine daraldıkça, daraldı ve sonunda ‘Kürtçe’ye özgürlük’ sloganına indirgendi. Oysa açılım öyle bir kavramdır ki, bir kere hayata girmeye görsün, sıçramadık yer bırakmaz. Tek başına ‘açılım’ kimsenin boyutlarını hesaplayamayacağı bir serbestleşme silsilesi yaratır. Bu yüzden “Sen açılımdan ne kastediyorsun, önce onu söyle,” diye hesap sormak bizatihi kavramı kavramamış olmayı gösterir. Açılım, domuz gribinden bile hızlı yayılır. Alan, kesim, boyut, çevre tanımaz. Açılım varsa, artık ‘açık’sınız demektir. Her rüzgara, her serpintiye, her farklılığa... Açılım yoksa da kapalı kalırsınız. Rüzgar eser üşümezsiniz, serpinti olur ıslanmazsınız, farklıyı görmezsiniz. Güncel siyaset, siyaset felsefesinden zerre kadar beslenmedikçe de kavramlara açılamaz; olgularla değil, sözcüklerle debelenirsiniz. Dolayısıyla mevcut durumdan memnun olanlar açılım yanlısı değildir. Çünkü açılım sonrasında içinde bulunacakları yeni konumu hesaplayamazlar. Açılım yanlısı olanlar ise “Nasıl olsa bundan daha kötü olamaz,” diye düşünür. Başına gelecekleri göze alır. Açılım bir çözüm değildir, ‘sil baştan’ yapmaktır. Çözemediğiniz sorunları değiştirmek, yeni doğacak sorunlara yeni yöntemler aramaktır. Ne demiş Marcel Duchamp? “Çözüm yoksa, sorun da yok demektir.” Açmazlar kıskacına giren, konumunu yitirme pahasına da olsa ‘disruption’ yapar. Statüko yıkılır, yerine bir başka düzen gelir. Futbol maçında penaltılarla da eşitlik bozulmazsa, yazı-tura atmayı kabul etmek gibidir. Açılımın sonuçları hesaplanamaz çıktılarından biri de yeni yaratıcılık alanlarıdır. Bu yüzden her açılım hareketi heyecanlı süreçler ortaya koyar. Zihniyet değişince, biçim de değişir; estetik de...

İzzeddin Çalışlar

Herşey değişir de moda değişmez mi?

1968’de Fransa’da öğretim yönetmeliğine karşı çıkan öğrenci hareketine katılanlar arasında bir tane bile blucinli yoktu. Ertesi yıl ABD’de Vietnam politikasına karşı açılımda bulunan kitlelerde blucin giyenlere rastlanıyordu. Woodstock’da blucin hippilerin vazgeçilmez giysisi olarak bireysel özgürlükler açılımının simge nesnesi haline geldi. Oysa bu nesne Amerikan taşrasının tutuculuğunu yansıtan, hiçbir kişisel farklılığa açık olmayan, özündeki tek tip işçi giysisi niteliğini kaybetmemiş, giyeni alabildiğine kendi kalıbına sokan bir giysiydi. Cinsel devrim, bireysel özgürlükler, yönetime katılma hakkı, sivil toplum, kultürel çeşitlilik, azınlık hakları, çok kültürlülük, ırk ve cinsiyet eşitliği gibi devrimci çığlıklarla, Maocuvari bir üniformanın özdeşleşmesi ne akla ne de devrin ruhuna uygun olamazdı. Oklahoma’dan kalkıp da Katmandu’ya kadar otobüsle giden hippilerin kıçındaki yırtık pantolonun dünya üzerine yayılması onun mükemmel bir kalıba sahip olmasından değil, kişiselleşmiş olmasından dolayı gerçekleşti. Her blucin sahibi üzerinde paralanıncaya kadar giydiğinden, hiçbir jeans diğerinin aynı kalmıyordu.

Blucine hayır!

Blucin açılımı iki yönlüydü. Birincisi blucini gayrı ciddi bir giysi olarak görenlere karşı kabul ettirme çabasıydı. III. İstanbul Festivali’nde Topkapı Sarayı’nın bahçesinde ‘Saraydan Kız Kaçırma’yı seyretmeye gittiğimizde, annem arka sırada oturan turistleri ayıplamış, “Yok artık devenin nalı! Operaya da blucinle mi gelinirmiş!” demişti. Okulda kıyafet serbest olmasına rağmen, blucine karşı özel bir yasak vardı. İşyerine blucinle gitmek kovulma sebebiydi. Blucin açılımı, zaman içinde bu sorunu çözdü. Çözüm isyankar gençliğin karşı konulmaz gücünden değil, blucini küçümseyen haute couture tasarımcılarının açılıma dahil olmasıyla geldi. Artık annem de, devlet başkanları da giyiyor. Blucin açılımının diğer boyutu ise kişiseldi. Blucinle 70’lerde tanıştığımda yıkanmış, taşlanmış, eskitilmiş, pırtılmış haliyle satılmıyordu. Bunları kendimiz yapmak zorundaydık. Hasbelkader ‘orijinal’ bir blucin sahibi olan, katır kutur sertlikte, kopkoyu çivit renkli, cildi tahriş edecek kadar kaba bir pantolonun içinde kendine yer bulmak zorundaydı. Bu cefa sadece tek bir amaçla çekilirdi: “Bir gün açılacak!”

Her türlü açılıma kapalı olan 70’ler Türkiyesi’nde bir blucinin giyilebilir hale gelmesi için yaratılan yöntemler şunlardı:

  • 1. Denize blucinle girmek, güneşte kurutarak, deniz suyu tuzunun yıpratıcı etkisinden medet ummak.
  • 2. Sıfır numara zımpara kağıdıyla zımparalamak.
  • 3. Çamaşır suyu damlatılmış leğende bekletmek.

Bu yöntemler renginin açılımını sağlıyor olsa da kişiselleştirme sorununu çözemezdi. Necip Türk gençliği olarak şu uygulamaları da geliştirmiştik ki, her biri açılımın yaratıcılık doğurduğunun kanıtıdır:

  • 1. Paçaları keserek püsküllü hale getirmek.
  • 2. Arka cepleri sökerek popoda iki koyu renk leke bırakmak.
  • 3. Kesik cebi tersinden dikerek delikleri yamamak.
  • 4. Çini mürekkebiyle yazılar yazmak.
  • 5. Yıpranan ağ kısmını ucuz, yerli blucini kesip yamamak.
  • 6. Paçalara dişleri dışa gelecek şekilde fermuar dikmek.
  • 7. Markasını keserek koyu renk leke bırakmak.
  • 8. Bisiklet zincirinden geçirerek diz altında yağlı ve delikli hasar yaratmak.
  • 9. Jiletle kazıyarak denimin beyaz ipliklerini ortaya çıkarmak.
  • 10. Deliklerin içini farklı renk iplikle örgücüye ördürmek.
  • 11. Diz üstünden kesip blucin şort yaratmak.
  • 12. Blucin şortun paçalarını dikine kesiklerle kalın püsküllü hale getirmek.
  • 13. Yan dikişi diz altından ayırıp araya parça ekleyerek geniş paça üretmek.
  • 14. Kemerlikleri sökerek tersinden dikmek.
  • 15. Bel dikişini keserek düşük belli jean yapmak.
  • 16. Nineleri razı edip nakış işletmek.

Bugün kimse bu zahmetlere katlanmak zorunda değil. Çünkü her aranan hazır halde bulunabiliyor. Hem de fabrikasyon değil, tek tek elle farklılaştırılmış olarak. Bugün kafasına göre giyinenler, 70’lerdeki blucin açılımını yapanlara şükretsin... Sonuç: Açılım denen meret biraz zahmetlidir ama hayatı güzelleştirir.

 
DİĞER YAZILAR

NEXUSartLine'da yayınlanan yazı, fotoğraf, karikatür, ilüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır.
İzinsiz alıntı yapılamaz.