Home Page
23.01.2018
23.01.2018
ORGANİZASYONLAR
WORKSHOPLAR
SÖZEL & GÖRSEL DESTEK
TASARIM / PROJE
Üyelik
facebook sayfamıza katılın !

Zik Zak


Sevgili Günlük
İzzeddin Çalışlar

Bir süredir 1986 – 1987 yıllarına dair günlüklerimi twitter’de yayınlıyorum. Şu twitter’ın neden güncel anları aktarma konusunda bu kadar popüler olduğunu anlayamadığımdan, ben de dünsel bir amaçla kullanayım dedim. Bu arada geçmişe dönmek de mümkün oldu. Kendimce ilginç bir deneyim yaşıyorum. Örneğin, 21 Mart 1987 tarihinde günlüğüme şöyle bir yazı yazmışım: Zor da olsa bir kış bitti. Eh bir kapanış konuşması yapmak lazım. İyi bir konuşmacı olsam, söyleyecek şey bulmak zor olmazdı. Korkmayın Çehov'un Tütünün Zararları gibisinden bir konuşma yapmayacak kadar da yol yordam bilirim. Ne demiş şair? "Der haremgah-i dilen Cibril hem na mahremest" yani demek istiyor ki, bir konuşma yapacağın zaman, leb demeden leblebiyi anlatabileceksin ki, ben sana adam diyeyim.

Van Gogh kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplardan birinde, Victor Hugo'nun Bonnat tarafından yapılmış bir portresine, Hugo'nun kendi sözcükleriyle kendini betimlemesini yeğe tuttuğunu yazıyor. Demek, Hugo'nun yazarlığı Bonnat'nın ressamlığından daha iyi ona göre. Jean Valgean'ın yaratıcısı Hugo, Fransız Devrimi'nin 2. yarısını 1793'de masal gibi anlatırken, Danton'a şu sözü ettirir: "İhtilali ben yaptım, onu yıktırtmam."

Gerçi ihtilal yıkılmaz ama Robespierre, Danton'u giyotine yollamayı becerir. Depardieu, Wajda'nın filminde Danton kompozisyonunu çizerken başarılı bir karakter yaratmıştı. Wajda, Polanski'nin aç dolaştığı yıllarda Cannes'da takılabilmek için ilk aradığı adam olmuş. Roman Polanski de aynı yıllardaki arkadaşlarından Jerzy Kosinski gibi iyi yaşamış biri. Kosinski'nin sinemayla ilgisi ise romanlarından birinin filme alınmasıyla olmuş. Peter Sellers'in ölmeden önce oynadığı son film olan Being There'in yazarı Kosinski. Aynı zamanda da psikoloji doktorudur. Ruhsallıkla ilgili diğer bir yazar da Welles'in çektiği Dava'nın yazarı Kafka. Milena'ya yazdığı mektuplardan Çehov'u çok sevdiğini ve okumaya doyamadığını öğreniyoruz.

Sevgili Günlük

Çehov'un da asıl mesleği insanları tanıma sebebi olan doktorluk. Çehov'u öven biri de Maxime Gorki. Cenaze töreninde de bulunmuş. "Büyük bir ozanın ölümü: patates çuvalları taşıyan bir vagondaydı tabutu," diye yazar. Gorki de yaşam öyküsünü romanlaştırmış. 3. bölümü Benim Üniversitelerim'de "Yaşamda karşılaşmadığım çok az şey buldum," diyerek kitapları küçümser ve deneyimi yüceltir. Yaşamın kazandırdıklarının en basit bir davranıştan yüce mantığa kadar hep istek sayesinde olduğunu söyleyen Dostoyevski, Yeraltından Notlar'da sanki yazmaktan bıkmış ama bunu ancak yazarak anlatabilen biri gibidir. Batıyı anlatırken de o yılların Fransız tarihçi ve devlet adamı Guizot'dan iyi bir konuşmacı olarak, söz eder.

Guizot, anılarını 7 ciltte toplamıştır. Belki de bu yüzden pek okunmaz. Arc de Triomphe'un yapım çalışmalarını yürüten odur. O meydana çıkan çıkan caddelerden biri Champs-Elysees, biri Victor Hugo, biri de Foch. Foch 1. savaş sonrası mareşalliğe yükseltilmiş. 1919'da da Fransız Akademisi'ne kabul edilmiş. O akademinin ilk kadın üyesi Marguerite Yourcenar. Yourcenar'ın Zenon kişiliğini yaratmakta esinlendiği Paracelcus, Servetus, Da Vinci ve Campanella gibi bilginlerin o çağ ve kahramanıyla ilişkisi Eco'nun Beskerville'li William'ıyla benzerlik gösterir.

Gülün Adı'nın kahramanının adı ise bana Ockham'lı William'ı çağrıştırır. William, Acquino'lu Thomas'ın antik dünyayla hristiyanlığı bağdaştırmasına karşın, tanrıdan kopan insan olarak tarihe geçer. Russell'a göre Thomas'ın ölüm yılı olan
 1349'da Avrupa'da veba salgını var. Marco Polo'da da aynını görüyoruz. O da doğudakilerden çok çekmiş fakat yakalanmadan kurtulmuş. Seyahatnamesini İtalya'ya döndükten sonra tıkıldığı hapiste yazmış.

Çağımızda hapiste yazdıklarıyla tanınan bir İtalyan da Gramsci. Antonio Gramsci, sosyalist inadıyla Mussolini'den af dilemeyerek hapiste ölmeyi yeğlemiş. Mussolini'nin ölümü ise çok daha iç kapatıcı. Ölümünden sonra en çok acı çeken vücut, ayaklarından asılıp ayaklar altında ezilen Mussolini'ninki olmalı. L'Etat Corporatif'de devlet düzenini anlatan Duce, bir röportaj sırasında New York Times'ın kadın muhabirine sorduğu sorular üzerine tecavüz ederek ceza vermiş.

Sinemadaki en güzel iki tecavüz sahnesi olarak ise Postacı Kapıyı İki Kere Çalar'da Jack Nicholson'un Jessica Lange'e ve Bir Zamanlar Amerika'da'da Robert de Niro'nun çocukluk aşkına arabada ettiği tecavüzler gösterilebilir. Tarihteki mütecavizkar davranışlardan bahsetmek istemiyorum ama bunların başında Baltacı'ya tecavüz eden Çariçe Katerina gelir.

Bu kışın son, baharın ilk gününü kutlama amacıyla 
başladığım konuşmaya burada son vermek isterim. Çünkü Wittgenstein'ın dediği gibi, "Üzerinde konuşulmayan konuda susmalı."

 
DİĞER YAZILAR

NEXUSartLine'da yayınlanan yazı, fotoğraf, karikatür, ilüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır.
İzinsiz alıntı yapılamaz.