Home Page
12.11.2018
13.11.2018
ORGANİZASYONLAR
WORKSHOPLAR
SÖZEL & GÖRSEL DESTEK
TASARIM / PROJE
Üyelik
facebook sayfamıza katılın !

Zik Zak


Otelde Sanat
İzzeddin Çalışlar

Swissôtel Grand Efes İzmir, modern sanatın farklı anlatım biçimleriyle bağlantılı iç mimari anlayışıyla farklı köşelerindeki sanatsal sürprizlerle asıl işlevi dışında bir kültür hizmeti de sunuyor. 1960’lardan 2010’lara uzanan zaman perspektifi içinde, nadir rastlanır düzeyde, sanatla içiçe var olan bir mekân haline gelen otelde birçoğu 20. yüzyıl Türk resim ve seramik sanatının seçkin yapıtları ve günümüzün çizgi dışı örneklerinden oluşan koleksiyon izlenebiliyor.

Grand Efes’in koleksiyonunu gezerken önerilen, girişi takiben zemin kattaki yapıtları görmek, ardından Manolya Bahçesi’ne yönelmek. Grand Efes Kongre Merkezi’nin katları ve toplantı odalarındaki yapıtlardan sonra, Amrita Spa & Wellness, Café Swiss, Equinox Restoran, Executive Lounge ve 1. kat gibi özel mekanlardaki sergilemeleri izleyerek, geziyi A ve B Blok arasındaki koridorlarda sürdürmek mümkün.

1960’lı yılların Türkiyesi’nde yaşayan herkesin belleğinde Büyük Efes Oteli’nin simgesel bir yeri var. Dönemin en ünlü sahne ve perde sanatçılarının, adları “playboy”a çıkmış centilmenlerin, insanı kendinden geçiren müziğin, erkeği ve kadınıyla şıklık yarışlarının, kısacası iki sözcükle “dolce vita” diye özetlenen hayat tarzının Türkiye’de görüldüğü birkaç noktadan biri. Bu simge aynı anda birçok ideali yansıtıyor. Fransız mutfağının, İtalyan modasının, Amerikan sinemasının yansımalarını, sadece coğrafi olarak değil, kültürel olarak da batı modernizmine en yakın kent olan, İzmir’e taşımış. Büyük Efes Oteli’nin açılmasıyla birlikte gazete ve dergi sayfalarından yansımaya başlayan genel izlenim, bu ülkenin başka yerinde görülmeyen bir şeylerin orada yaşandığı. Bu yaşantıya, o dönemde tek bir sıfat yakıştırılmış, “Avrupai” denmiş. Bu terim, aynı zamanda hem Avrupalı gibi olmayı, hem de tamamen Avrupalı olmamayı yansıtır.

1964’de İzmir’den parlayan Büyük Efes Oteli, bir bakıma “Büyük Türkiye” idealinin ismi büyük, kendi küçük bir modeliydi. Lükstü ama erişilebilirdi. Tatilini orada geçirmeye gücü yetmeyenler, en azından bir günlük bütçe ayırabilirdi. Özendiriciydi, ama orada bulunmak bir rüya değildi. Avrupai ama bir o kadar da “yerli”ydi. Gerek Büyük Efes Oteli döneminden günümüze kalan, gerekse MV Holding’in Swissôtel Grand Efes’de sergilemekte olduğu çağdaş sanat koleksiyonundaki eserlerin ortak özelliği, tarihin duraklarında başlayan ve bugünkü mimari anlayışın içinde var olma öyküsü yazıyor olmaları... Bu öykü çok katmanlı. Çünkü Büyük Efes Oteli’nden Swissôtel Grand Efes’e uzanan yolun tarih durakları, bir bakıma bu ülkenin de öyküsü...

Otelde Sanat

Kolombiyalı dünyaca ünlü sanatçı Fernando Botero’nun 1992 tarihli “Man on Horse” (Atlı Adam) adlı heykeli, bir bakıma binaya girenlere içeride nasıl bir ortamla karşılaşacaklarının ilk ipucunu veriyor. “Man on Horse”un bu noktada insanın karşısına çıkıyor olması, çağdaş sanata selam durmaktan öte bir anlam da taşıyor çünkü Türkiye’de bu boyuttaki ilk Botero heykeli, otelin yeni simgesi olmuş durumda.

Lobiye dağılan küçük heykeller Zeynep Eren imzası taşıyor. Lobiye girişte sol yöndeki karşı duvarda, Kemal Önsoy’un isimsiz bir kare tablosu yer alıyor. Merdiveni görsel olarak destekleyen Gültekin Çizgen’in cam heykeli, merdivenin hakim rengi olan buz yeşili renginde, üstüste geçmiş cam plaklardan oluşan üç bloktan oluşuyor. Oteldeki başyapıt niteliğindeki eserlerden biri, iç bahçedeki Attila Galatalı’nın 1964 tarihli güneş tasviri. Sanatçının bir seramik panosu da havuzun barında bulunuyor. Grand Efes Kongre Merkezi ise ziyaretçilerini giriş katındaki Şadi Çalık’ın Halikarnas Balıkçısı’nın teşvikiyle yaptığı Efesli Artemis heykelinin replikasıyla karşılıyor. Giriş katındaki diğer bir yapıt da Beril Anılanmert’in kırılma, dağılma ve parçalanma temalı duvar panosu. Ünlü sanatçı Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun başyapıtlarından biri olan mozayik duvar 3. katta bulunuyor. 3 ve 5. katlarda da Jale Yılmabaşar imzası taşıyan “Anadolu Medeniyetleri” temalı seramik panolar görülebiliyor. Levent Morgök, Seçkin Pirim, Devrim Erbil... Yüzlerce yapıtla otel adeta bir müze niteliğinde... Sanatla buluşmak için alternatif bir mekan olan Grand Efes başka kamuya açık yapılara da ilham verirse, koleksiyonerlerin elindeki hazinelerin halkla paylaşımı mümkün olur diye düşünmemek elde değil.

 
DİĞER YAZILAR

NEXUSartLine'da yayınlanan yazı, fotoğraf, karikatür, ilüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır.
İzinsiz alıntı yapılamaz.