Home Page
23.01.2018
23.01.2018
ORGANİZASYONLAR
WORKSHOPLAR
SÖZEL & GÖRSEL DESTEK
TASARIM / PROJE
Üyelik
facebook sayfamıza katılın !

Zik Zak


Krizle Ortaya Çıkan Gerçek
İzzeddin Çalışlar

Lehman Brothers’ın sembolik çöküşü ve hemen ardından adı küresel mali kriz olarak konan 2009 kabusu, üzerinden bir buçuk yıl geçtikten sonra bir gerçeği ortaya çıkardı. Üstelik bu gerçek pek de kimsenin ummadığı bir yerde, Türkiye’de ortaya çıktı. Piyasaların şok dalgalarıyla birbiri ardına çöktüğü bir dönemde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Kriz bize teğet geçecek” açıklaması çok tartışıldı ve ekonomide yapılan teknik analizlere göre belki oldukça popülist bir siyasi yaklaşımdı; fakat dünyanın postkriz dönemine girdiği şu günlerde, Türkiye ekonomisinin az sayıda ülkeninkiyle birlikte ayrı bir yere konduğu da bir gerçek. Sonuçta tek cümlelik değerlendirmeleri genellikle siyaset iletişimi faciaları yaratan Erdoğan’ın “teğet” çeşitlemeleri “Teğet geçecek dedim, teğet geçti” cümlesiyle son buldu ve teknik bir konunun popüler ifadesi bakımından kimsenin aksini iddia edemeyeceği bir başarı olarak kayda geçti.

Tabii ki Türkiye’de de ortalık güllük gülistanlık değil. Yaşanan ekonomik olumsuzluklar en çok büyümeye dönük istihdamı etkiledi. Cari açık yüzünden yenmesi beklenen gol, istihdam açığının büyümesiyle kaleciyi ters köşeye yatırdı. Bu dönemde yapılacak en doğru hareketin, kurumların kendi çalışanlarını koruması ve kriz sonrasına yönelik kurumsallaşma yatırımı olduğunu söyleyen ekonomistleri kimin ne kadar dinlediğini görmek için bir süre daha beklemek gerekecek. Kurumlarına genç ve kaliteli işgücü kazandırmayı bilip, meslek içi eğitimi önemseyenlerin atıl kalanlara göre önümüzdeki dönemde daha parlayacağı kesin.

Kriz döneminde halka seslenebilmeyi başaran ekonomistlerin yıldızının parladığı da diğer bir gerçek. Eskiden sanki başka bir dünyada olan bitenler gibi izlediğimiz ekonomik krizler artık küçük dünyamızın tam ortasında cereyan ediyor. Onları izledikçe insan ekonomistlerin krizleri sevdiği hissine bile kapılabiliyor. Ekonomik durgunlukları izleyen krizlerin ortak özelliği yeni bir iletişim kanalının ortaya çıkıyor olması. Aynı depremler sonrası gündemi jeologların oluşturuyor olması gibi, krizlerde de ekonomistler yıldızlaşıyor. Bireysel olarak sorunla nasıl başedebileceğimizi öğrenme umuduyla onların ağzından çıkanları takip ederken, sadece analiz güçlerini sınamıyor, bir taraftan da içinde yaşadığımız ülkenin güçlü ve zayıf yönlerini öğreniyoruz. Örneğin bugün Türkiye’de güçlü bir bankacılık sektörünün her vatandaş için ne kadar önemli olduğunu bilmeyen kalmadı. Yine herkes işsizlik oranı hakkında bilgiye sahip ve tek çözümün kaynağı ne olursa olsun yatırım artışı ve iktisadi büyümede olduğunu biliyor. Olağan koşullar altındayken bu yönde ne kadar iletişim çalışması yapılırsa yapılsın, böyle bir bilinç yaratılması mümkün olamazdı.

Krizle Ortaya Çıkan Gerçek

Küresel mali kriz, Türkiye gibi işlerin tıkırında gitmeye başladığı ülkeler için, kapıyı iç burkan bir haksızlık gibi çaldı. Ne de olsa şimdiye kadar yaşanan krizler dış kaynaklı bile olsa, iç yapıdaki eksikliklerden ivme kazanarak hayatı etkilemişti. Bu kez ABD merkezli ve deyim yerindeyse başkalarının hataları yüzünden buradaki işyerleri kapanıyor, insanlar işlerini başkalarının savurganlığı yüzünden kaybediyordu. Dolayısıyla bu deneyim farklıydı ve ne yapacağımızı bilmiyorduk. Nasıl olsa teğet geçecekmiş diye boşverme lüksüne de sahip olamazdık ama beyaz yakalı Amerikalılara kızmaktan başka bir şey de elimizden gelmiyordu. Ortalama ekonomi bilgisine sahip her Türk vatandaşı için kriz sözcüğünün tek bir karşılığı vardı ve o da yine biraz daha fakirleşmek anlamına geliyordu. Tam o noktada ekonomistlerin dile getirdiği sihirli bir cümle en etkili reklam sloganlarından bile daha güçlü bir moral takviyesi yaptı: “Türkiye, dünyanın en büyük 15. ekonomisi.” 1990-2008 arasında GSMH’sını %45,2 artırmış bir ekonomiye kolay kolay birşey olmayacağını da onlardan öğrendik. Bunun anlamı, bu krizi de bir süre dişimizi sıkarak atlatacağımızdı. Asıl düşünmesi gerekenler bizim gibi krizlere alışık olmayanlardı. Mesela Yunanistan, ardından Portekiz ve inanması güç de olsa İspanya… Yani AB’ye girdiklerinden beri zayıf halka olduğu söylenenler…

Eskiden olsa bilmezdik; ama artık biliyoruz. Türkiye küresel ekonomik sistemde hakederek sahip olduğu bir yere sahip. G-20 üyesi olarak, iktisadi etkinliğini siyasi açılımlarla lideri olmayı hedeflediği bölgesine de yayıyor. Bu konuma ulaşmada yaşadığı dönüşüm de çok boyutlu ve bunun gerçek anlamı da postkriz döneminde ortaya çıkacak. Neredeyse bir yüzyıl boyunca gerek psikolojik gerekse fiilen uzak durduğu komşularla çevrili konumu hızla değişiyor. Doğu Avrupa ülkeleri AB’ye uyum sağladıkça, Balkan ülkeleri soğuk savaş döneminin aksine pazarların eklemlenmesini doğuruyor. Yunanistan’da yaşanan son durum, iki ülkenin tarihsel kısıtlamaları aşarak, masaya kağıtlar açık oturmalarını kolaylaştıracak gibi görünüyor. Kafkaslardaki kapalı ekonomiler de küresel kriz nedeniyle ülkelerarası farklar daraldığından sisteme entegre olma yolunda son düzlükteler. Hepsinin gözü Türkiye ve yıldızı giderek daha da parlayan Azerbaycan’da… Komşunun iyiye gittiğini görmenin yaratacağı kıskançlık gibisi olabilir mi? Aynı sinirlerin sıkışmasından doğan siyatik ağrıları çekenler gibiler. Birileri politik gereklerden sıyrılıp özgürleşirken, diğerleri buna ne kadar dayanabilir? İran gerek göz kamaştıran bir pazar gerekse ihtiyaç duyduğu ekonomik dinamizme kavuşmak için sadece bir vites yükseltmesi gerekirken, Irak durulup yeniden yapılanırken, Suriye soluk almasını engelleyen duvarları bir bir yıkarken, Türkiye’nin hinterlandı da yeniden belirleniyor, Ortadoğu’da sosyal refahın dirilmesi yönünde çok alametler beliriyor…

Bunları söyleyenler yine ekonomistler. Hepsi gerçekleşir mi? Herşey gerçekten güzel olur mu? Bilemeyiz ama en azından tahmin yürütmek için elimizde bir örnek var. Türkiye gibi çok yakın geçmişe kadar enflasyonun kronik olduğu bir ülkede bile sorun liberal kapitalizm kuralları içinde çözülebiliyorsa neden olmasın? Yeter ki politikacılar özel girişimcilerin kendilerinden daha yaratıcı ve etkin olduğunu kabul etsin, o zaman daha neler olur neler…

 
DİĞER YAZILAR

NEXUSartLine'da yayınlanan yazı, fotoğraf, karikatür, ilüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır.
İzinsiz alıntı yapılamaz.