Home Page
23.07.2018
23.07.2018
ORGANİZASYONLAR
WORKSHOPLAR
SÖZEL & GÖRSEL DESTEK
TASARIM / PROJE
Üyelik
facebook sayfamıza katılın !

Zik Zak


Sanayi Manayi, Tüsiad Müsiad
Image

Türkiye 70’li yılları demokrasi adı altında bir rejimde fakat o dönemin totaliter ülkelerinin özgürlük standartlarıyla geçirdi. Çocukluğunu bu yıllarda yaşayanlar için ülke sınırları dışında başka bir dünya olduğunu farketmek ancak tesadüflere bağlıydı.

80’li yıllar her ne kadar toplumsal travmalara neden olduysa da, ilkgençliğini yaşayanlar için farklı renklerle tanışma olanağı da sağlayabildi.

İş hayatına 90’lı yıllarda atılanların önünde Türkiye’nin yarattığı kıskacı kırmanın tek yolu, tıpkı yüz yıl öncesinde olduğu gibi dünyaya açılmaktı.

2000’li yıllarla birlikte gelişmiş dünyadaki rasyonelleşmenin gidişatı değişti, yeni kavramlar ve tavırlar farklı düşünce biçimleri geliştirme zorunluluğu doğurdu. Her konjonktür değişimi karamsarlık yarattı. Bu süreçte Türkiye’de küresel karamsarlığın yarattığı atalete kapılmayan kesim sadece sınai girişimciler oldu.

2010’lu yıllara girerken, dışsal faktörlerin etkisini sanayiciler de hissetmiş olsa da, geleceğe yönelik umut beslemeyi sürdüren, başardıklarıyla başkalarına da umut aktarabilen yine onlar.

Türkiye 2000’lerin son yıllarında, belirgin bir zihniyet değişimi sürecine girdi. Yerleşik taşları yerinden oynatan temel unsurlar, bireysel özgürlük alanlarının genişletilmesi ve rasyonellik çağrıları oldu. Bu zihniyet değişiminde düşünsel aktörler kadar edimsel aktörler de rol alıyor. Türkiye’nin sanayileşme tarihinin büyük bir kısmı, kamusal otoritelerin planlama ve görüşleri doğrultusunda şekillenirken, son otuz yılın gidişatını belirleyen ise özel sektör girişimlerinin yarattığı mucizevi dönüşüm oldu.

SANAYİ MANAYİ, TÜSİAD MÜSİAD

Bugün dünyanın en büyük on altı ekonomisi içinde yer alan Türkiye, bu konumunu son otuz yılda kendilerine küçük ve orta boy işletmeler denilen, oysa hepsinin tek amacı büyümek ve küresel pazarlara açılmak olan realist sanayicilere borçlu. Onların çok büyük bir kısmı aile şirketi olarak anılıyor. Aynı zamanda hem örnek aldıkları hem de başetmek zorunda oldukları küresel anlamda kurumsallaşmış yapılarla aralarındaki ortak nokta da ‘aile’ kavramı. Dev zincirler kurumsallaşma sürecinin son aşamalarından biri olarak yapay bir ‘aile’ bağlılığı peşinde koşarken, aile şirketleri zaten ‘aile’ olmanın avantajlarını kaybetmeden büyüme hedefinde.

Sanayi ve iş dünyasının en etkili sözcüsü konumundaki TÜSİAD bir sivil toplum kuruluşu olarak 80’lerden itibaren bir siyasal baskı grubu olma işlevi de gördü. Üyeleri hep ‘büyükler’ olarak algılandı ve yukarıda sözü edilen Anadolu Kaplanları’nın gözünde hep erişilmez elit bir çevre olarak göründü. Giderek İstanbul merkezli sanayinin önünü açan bir faktör oldukları anlaşılıyor ve TÜSİAD dışında da yeni bir Anadolu burjuvazisi gelişiyor. Bu iki kesim kültür farklılıklarına karşın çıkarlarının ortak olduğunu anladıkça birbirine daha da yakınlaşacak. Toplumdaki zihniyet değişimi orta ve büyük sanayiyi topyekün hareket etmeye de yaklaştırırsa Türkiye hakkında yapılan olumlu gelecek tahminleri bile güdük kalabilir. Fakat dikkat! Bu büyük birleşme genellikle siyasi otoritelerce pek hoş karşılanmayabilir. Ne de olsa iktidar dediğiniz, başkasının istediğini yapmama odaklıdır. Birleşmiş bir sanayi kesimi ise sadece yapılması gerçekten gerekenleri görür. Anadolu kaplanlarıyla İstanbul aslanları aynı kafeste yaşamaya başlarsa, ortada kafes falan kalmaz, hangi çılgın onlara zincir vuracakmış şaşakalırız.

 
DİĞER YAZILAR

NEXUSartLine'da yayınlanan yazı, fotoğraf, karikatür, ilüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır.
İzinsiz alıntı yapılamaz.