Home Page
19.11.2018
20.11.2018
ORGANİZASYONLAR
WORKSHOPLAR
SÖZEL & GÖRSEL DESTEK
TASARIM / PROJE
Üyelik
facebook sayfamıza katılın !

Zik Zak


Sözün Gelmiş Geçmişi
İzzeddin Çalışlar

Kimileri için güzel konuşma, sanat kadar keyif vericidir. Yoksa sadece eskiden mi öyleydi?

Casanova'nın kadınları yakışıklılığıyla etkilediğini sananlar yanılıyor. Fransız aydınlanmasının bir ürünü olarak, gönülleri fethetmedeki en büyük silahı konuşmasıydı. O önce erkekleri kendine hayran bırakır, ününün çevredeki kadınlara yayılmasını sağlardı. Bir erkeğin bir hemcinsini kendine hayran bırakması da bilgi, mantık ve espri birleşimiyle olabilirdi ancak. Felsefe ve güzel sanatlar üzerine bilgi sahibi olmak, onlardan her öğrendiğini de başkalarıyla paylaşarak kendini yüceltme yöntemi onu kadınlar arasında da mutlaka erişilmesi gereken bir değer haline getirmişti. Bugün aynı konumda Louis Vuitton'un konuşmayan ürünleri var...

Arkadaşları Isaiah Berlin için bir trapez cambazı gibi konuştuğunu söylermiş. Akla gelebilecek her konuda yaylanarak, kıvrak ve zarif laf koşturabilindiğinden... Onun için yakın geçmişin Diderot'su diyen de var. Aydınlanmanın baş aktörü bu konuda bir referans noktası sayılabilir tabii. Casanova'nın da Diderot'yla doyumsuz sohbetler ettiği biliniyor. Diderot'nun konuşma tarzındaki özellikler ise şöyle sıralanmış: "Mutlak içtenlik, karanlık nokta bırakmayan netlik, biçimsel zenginlik, hayalgücüne dayalı imgeler, olgunlaşmış fikirler ve başkalarına esin kaynağı olma..." Bunca niteliği bir araya getiren bir konuşmacıyla kim yarışabilir? Aynı dönemde yaşasa, belki Churchill Diderot'yla yarışabilirdi. Onun konuşmadaki ustalığından da bahseden çok kişi var. Ama aynı derecede iyi bir dinleyici olmaması puan kaybettiriyor. Bizde de bu konuda hep eskiler yad edilmez mi? Erguvanlar açmışken, mayıs ılığında bir yalının bahçesinde Yahya Kemal'in sohbetine katılmak bir ayrıcalıktı herhalde...

Image

Güzel konuşma ustalarıyla yapılan sohbetleri hayatın tek anlamı olacak kadar önemseyen Epikür'e göre bu ortamdan alınan keyif tek bir sözcükle anlatılabilirdi: 'Hedonizm'. Ardılı Çiçero da farklı düşünmüyormuş olsa gerek ki, konuşmanın kuralları olması gerektiğini öne sürmüş ve şöyle sıralamış: 1. Açık konuş. 2. Konuşurken rahat ol ama özellikle sırasını bekleyen varsa çok da rahat olma. 3. Başkasının sözünü kesme. 4. Derdini kısa ifade et. 5. Ciddi konularda ciddi ol, hafif konularda nazik ol. 6. Kimseyi arkasından eleştirme. 7. Genel ilgi alanlarına değin. 8. Kendinden bahsetme. 9. Hepsinden de önemlisi, kıvamını kaybetme. Bir güncelleme yaparak bu kurallara "İsim hafızanı sağlam tut"u da ekleyebiliriz.

Biyografisinin yazarına güvenirsek, Virginia Woolf da bu konuda karşı cinsin önemli bir temsilcisi. "Sohbet performansı harikaydı. Etrafını çevreleyenler onun fantastik dünyasına kapıldıklarında kimi zaman dayanamayıp alkışlarlardı." Modern zamanların hep klasik kadını yokettiği söylenir. Oysa bir erkekte bulunması gereken temel seçkin değerlerden olan güzel konuşma yetisi de giderek kayboluyor. İşin erbabının sayısı o kadar azaldı ki, sadece güzel konuşabilmeyi başaran biri, bu farkıyla ünlü olabiliyor. Bu arada gelişim süreci iki cins arasındaki eşitliği sağlayan unsurlardan da biri oldu. Önce erkek gibi konuşan hanımlarla tanıştık, ardından hanımefendiliğin tedavülden kalkışını izledik. Erkekler nobranlaştıkça kadınların da maço tutkusu yüze çıktı. Felsefe ağır ağır gündelik hayattan koptu, kavramlar içeriklerini kaybetmeye başladı, son darbe de sözcüklerin dilden ihracıyla geldi. Klasik seçkin toplum, kadından özel bir hitabet yeteneği beklemezken, modern toplum kimseden beklemez oldu.

Görkemli bir geçmişe sahip olan her kültür, aynı dertten muztarip. Kuşkusuz güncel hayat, 2500 sene öncesinde Sokrates'le Eflatun arasındaki diyalogların seviyesini aramak zorunda değil. 16. yüzyıl İstanbul'unda yaşamadığımıza göre Şair Cenanî gibi "Nevbahar oldu güzellendi seraser âlem" diye konuşmanın da âlemi yok. Ama en azından hadi konuşurken oldu diyelim de yazarken "değil mi?" yerine "di mi" kullanmanın nedeni ne olsa gerek? Konuşma dilinde başlayan erozyon bütün ağırlığıyla yazıya da vurdu. Yoksa tavuk muydu yumurtadan çıkan? Yazı yazmayı bilmeyenlerin konuşmaya yeltenmesiyle mi başladı herşey?

Oysa vaktiyle ne Hıfzı Veldet'in gazetecilik dehası, ne Münir Nurettin'in kulak okşayan sesi, ne de Vedat Tek'in mimari çizim ustalığı tek başına bir değer ifade ederdi. Mesleği ne olursa olsun kişinin konuşmasındaki incelikle başlardı ölçümler. "Mahdum bey pek yakışıklı, iyi de tahsil görmüş. Bir de sohbetini duyalım" derdi büyükler, izdivaca onay vermeden. Sesin tonu, seviyesi, telaffuz yetmez, bir de kelime seçimine kulak kesilinirdi. Bu düzey, koskoca bir insanlık tarihinin gelişim çizgisinin sonucuydu.

İnsan önce konuştu, sonra yazmaya başladı. Ama yazıp okudukça daha iyi konuşulabileceğini gördü. Ve ne zamanki okur yazarlık ona yeter oldu, okumadan da konuşabileceğini anladı. Bu insanın kendine attığı en büyük kazık olmalı. Çünkü "Hiç okuyanla okumayan bir olur mu?" diye düşünürken, "Okumaya ne gerek var? Google'la Vikipedia var ya..." diye düşünmeye başladı. Böyle bir evrim geçiren akıllı yaratığın güzel konuşmak için ayrı bir çaba göstermesini beklemek için henüz erken. Önce Vikipedia'nın bilgi hazinesini yeterli bulmayacak kadar talepkâr olması gerekiyor. Ardından bilgiye ulaşmak için Google'ı zaman kaybettirici görmesi gerek. Bu mümkün mü? Eğer insan kendi belleğinin Google'den daha hızlı olduğunun farkına varırsa, kendi gibi birinin yazdığı Vikipedia maddesindekileri de zaten biliyorsa, evet.

Eğer, hitabet sanatı ve nezaketin kültürel değerlerin aktarımında etkili olduğunu düşünüyorsak, bu iki erdemlilik unsurunun giderek daha önemli hale gelmesi kaçınılmaz. Çünkü insanlık, içinde bulunduğu küreselleşme sürecinde tarih boyunca hiç olmadığı kadar farklı kültürlerle etkileşim halinde. Bu bağlamda her yeni karşılaşma, sahip olunan kültürün muhatabı üzerinde bir ayna etkisi yaratıyor.

Hitabetin Antik Yunan'dan sonraki ikinci altın çağı olan 17. yüzyılda, toplum içinde insanın rüyalarını anlatması ayıplanırdı. 20. yüzyılda ise medeni dünya Martin Luther King'in kitlelere açıkladığı rüyasını gerçekleştirdi. Fransız aristokrasinin nezaket-yoğun salon ve 'dinner' sohbetleri yerini çoktan Anglosakson kültürünün 'etkili konuşma' yöntemlerine bırakmış olsa da, sokak tabiriyle 'geyik muhabbeti' alışkanlığının her toplumsal kademeye yayılması, henüz çok genç olan 21. yüzyılın ürünü.

Oysa sohbet de aynı bale gibi şekil değiştirse de temel esaslarını koruyarak güncellenebilir. Kibarlık, espri, yüceltme, neşe, tevazu ve estetikten kimseye zarar geldiği duyulmamıştır. Rochefoucauld, vaktiyle değil konuşmanın susmanın bile incelikleri olduğunu yazmıştı. İnsanın susarak karşısındakini tasvip etmediğini göstermesi, yine susarak aşağılaması ve susarak saygı göstermesi mümkündü. Bu da nerede ve ne kadar süreyle sustuğuna göre değişiyordu. 18. yüzyılda Osmanlı'nın Avrupa'ya ihraç ettiği kahvehane kültürü, sohbetin taraflarındaki homojenliği bozdu. Habermas'ın dediği gibi kamusal alanda artış oldu ve o güne kadar birbiriyle değil konuşmak, karşılaşmayan insanlar söz alışverişine girmeye başladı. Bu alışverişten kârlı çıkan olduğu pek söylenemez. Aristokratlar asaletlerini, avamlar da rol modellerini yitirdiler. 50'li yıllar yaygınlaşan radyonun etkisiyle güzel konuşmanın toparlanma dönemi olduysa da hükümranlığı vasatiliği hedefleyen televizyon tarafından sona erdirildi. Giderek ev ahalisinin birbiriyle bile pek konuşmasına gerek kalmayacaktı. Televizyon herkes adına konuşuyordu.

Türkiye'de bu geçiş dönemi biraz daha geç başladı ama çok hızlı yol kat etti. Birinci radyo çağında Çetin Altan'ın, Orhan Boran'ın, Zeki Müren'in özenli hitabına alışan kulaklar, televizyon ve ikinci radyo çağında etkili ve güzel konuşmacı örneklerine rastlamaz oldu. Geçen yıl ABD'li deneme yazarı Stephen Miller'ın yazdığı 'Conversation: A History of Declining Art' adlı kitap güncel bir tehlikeye daha işaret ediyordu: "Dijital müzik dinleme araçları ve bilgisayarlı yaşam insanlara fayda sağlamak için icad edildi fakat gerçek sohbeti ortadan kaldırarak başka bir etkide bulunuyor." Katılmamak elde değil. İnternet kültürünün uzantısı olarak ortaya çıkan şifrelenmiş dil, Türkçe'de de önce 'vallahi'nin "Walla" diye yazılmasına yolaçtı, sonra da konuşurken yeni yazılışına göre seslendirilmesini doğurdu.

Tek çözüm, postmodern hayatın yerine postgloballiğe bırakmasında görünüyor. Belki herşey gibi kötüye gidiş de değişir. Uzaylılar gelip bize genetik aşama yaptırmayacağına göre, insanın kurtarıcısı yine insan olmak zorunda. Ve bir gün gelecek, umalım ki güzel kızlar sadece güzel konuşan erkeklerin çıkma teklifini kabul edecek. Rektörlerin konuşmlarını dinlemek ayrıcalık olacak. Başbakanlar bağırarak konuşmanın mikrofonun icadından öncede kaldığını hatırlayacak. Sanatçılar dalları ne olursa olsun kendilerini bir de söz sanatıyla ifade edecek.

 
DİĞER YAZILAR

NEXUSartLine'da yayınlanan yazı, fotoğraf, karikatür, ilüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır.
İzinsiz alıntı yapılamaz.