Home Page
23.07.2018
23.07.2018
ORGANİZASYONLAR
WORKSHOPLAR
SÖZEL & GÖRSEL DESTEK
TASARIM / PROJE
Üyelik
facebook sayfamıza katılın !

Zik Zak


Eşiği Geçince Mutluluk...

Dünya üzerindeki en yaygın mutluluğa varma yolu evlilik. Hangi kültür, hangi töre, hangi inanç olursa olsun, toplumsal sistem bu kurum üzerine kurulu. Kültürden kültüre değişenler sadece ritüeller. Eşleşme ve bunu çevreye ilan etme olarak tanımlanabilecek evliliğin nihai mutluluğa açılan kapı olarak algılanıyor olması ise farklılık göstermiyor. İşin garip tarafı, üzerinde bu en büyük konsensusun sağlandığı konunun, özünde kişisel bir eylem yatıyor olmasına rağmen, toplumsal etkiye de sahip olması. Çünkü evlilik çok nadiren iki kişinin hayat arkadaşlığını seçmesinden ibaret kalıyor. Kararın alınmasından, eylemin gerçekleşmesine ve eşikten atlanılmasına kadar geçen süreç ise alabildiğine kollektif. Doğal olarak aileler işin içinde. Yakın çevre, dostlar, arkadaşlar da birinci dereceden ilgili sayılıyor. İki kişinin evlenmesi için bir çok hukuk sisteminde şahitler de gerekiyor. Devletin uygun gördüğü otoritenin karışmasıyla iş resmiyet kazanıyor. Evlenme törenlerinin adetlerine göre, bu matlalak kararının çevresinde örülü olan endüstri de işin içine giriyor. Salon sahibi, çiçekçi, şekerci, gelinlikçi, smokinci, matbaacı, fotoğrafçı, şöför, süslemeci, ahçıbaşı derken, iki kişinin mutluluk eşiğini aşması için onları desteklemesi gereken bir ordu gereksinimi doğuyor. Bu da mutluluğa ulaşmanın ne derece zor ve ciddi bir iş olduğunun kanıtı.

Wedding Channel ile, artık bu kurumun bir televizyon kanalı da var. Evlilik ve gelin dergileri zaten başlı başına bir medya grubu oluştururken, sektör (ordu) o kadar büyüdü ki, yetersiz kaldı. Tabi ki bunca küreselleşmiş bir konunun literatürü de olması gerekir. Nitekim, o da var. Nasıl evlenilmesi gerektiği konusunda yazılmış kitaplar, Hititler’in tarihiyle ilgili olanlar kadar çok ve çeşitli.

Örneğin, Amerikalı evlilik uzmanı Stephanie Coontz ‘Evlilik Tarihi’ adlı kitabında, bu kurumun yüzyıllar içinde geçirdiği değişimi gözler önüne sererken 18. yüzyılda mantığın, 19. yüzyılda aşkın, günümüzde ise seksin ön planda olduğunu ileri sürüyor. Coontz'a göre günümüzün modern toplumlarında evliliğin eski kutsallığını yitirmesi yaşadığımız çağın özelliği değil. Tarih boyu evlilikten sapma eğilimleri görülmüş. Örneğin, Eski Roma'da evlilik dışı yaşam çiftlerin isteğine bağlıymış. Kadın ve erkeğin evlenmek istediklerini birbirlerine ifade etmeleri yeterliymiş ve onları bir ordunun izlemesi söz konusu değilmiş. Kilise düzeninde de bin yılı aşkın süre, evlenme akti kişisel söze bağlı olarak yürümüş. Boşanma da aynı derecede kolaymış.

Eşiği Geçince Mutluluk...

Hemen her konuda tablet bilgilerle dolu yayın yapabilen Amerikalılar’ın aksine Türkiye’de evliliğin geçirmekte olduğu evrim hakkında kaynak bulmak o kadar kolay değil. Yine de Antalya Kent Müzesi’nin bu yıl açılacak ilk tematik bölümlerinden olan ‘Antalya’da Aile ve Evlilik Sergisi’nin hazırlık çalışmaları kapsamında düzenleen ‘Aile ve Evlilik Tarihi Atölyesi’, evliliğin köklerine yönelik önemli bir bakış açısı ortaya koydu. Antalya ve çevresinde antik dönemden günümüze kadar aile ve evlilik kurumundaki değişim, bu alana ait bilgi, belge ve eşyaların nasıl müzeleştirilebileceği, Antalya Evlendirme Dairesi’ nin tarihi, evlilik adetleri, boşanma davalarının özellikleri, Antalya’da aile ve evlilik fotoğrafları gibi konular ele alındı. Aynı Antalya bölgesinde olduğu gibi, dünyanın neresine giderseniz gidin, nişandan balayına kadar süren sürecin zengin bir kültürel geçmişi olduğunu hemen saptayabilirsiniz. Belki de bütün değişken gelenekler arasında en az değişen de oymuş gibi gelir. Oysa, sadece Tanrı’nın şahitliğindeki ilk evliliğin Adem ile Havva arasında yaşandığını kabul eder ve farklı kültürlerin ritüellerini incelersek, değişimin ne kadar can alıcı boyutlarda olduğunu görebiliriz. Değişmeyen tek şey ise mutluluğun eşiği olarak görülmesi.

Ortaçağ’ın etkileri geçinceye kadar, batı toplumlarında da evlilik aile içi bir düzenleme olarak görüldü. Evlenmek için iki kişinin karar vermesi yeterliydi. Şahit bile gerekmiyordu. Örneğin İtalya’da üç evlilik türü vardı. Aile kararıyla olan evlilikte gelinin durumdan haberdar bile olması gerekmiyordu. Sevgililer arası evlilik de bir yüzük ve öpücükle halloluyordu. “Benimle evlenir misin?” sorusuna “Evet” demek yeterliydi. Üçüncü tür evlilik ise gelinini damadın evine taşınmasıyla gerçekleşiyordu. İşin içine bir din adamının girmesi 15. yüzyılda oldu. Böylece iş törensel bir önem de kazanmaya başladı. Müziğin de devreye girmesiyle cümbüş ortamı doğdu. Artık hukuk da devreye girebilirdi...

1753’den önceki kayıtlar, devletin evlilik törenine herhangi bir dahli olmadığını gösteriyor. Anglosakson dünyası kızı verme yetkisini babaya hak gördükten sonra, evliliğin tanınırlığı cinsel ilişkinin vuku bulmasına bağlandı. Aşkın arasına giderek daha çok şart girmeye başlamıştı. Lord Hardwicke'in 1753 tarihli evlilik akdi bütün törenlerin kilisede olmasını, aksi takdirde geçerli olmayacağını ortaya koydu. Evliliklerin kayıt altına alınması böyle başladı.

Artık hiçbir şey eskisi kadar kolay olmayacaktı. Hukuk ve medeni kanun mutluluğun eşiğini belirler hale geldikçe, şartlar arttı, kontroller sıklaştı, işin içine miras hukuku, sağlık standartları, törelerin düzenlenmesi gibi bir sürü parametre girdi. Sonuç, günümüzdeki uygulamalar...

Oysa başlangıçta herşey mutluluğa ulaşmayı kolaylaştırmaya yönelikti. Hatta eski Mısır’da nikah yüzüğünün ölümsüzlüğü simgeliyor olmasındaki gibi pek de romantikti. Oysa artık evlilik resmi bir belgeyle kanıtlanan, işlemleri koca bir dosya tutan, hiç de aşkın duygusallığını taşımayan mühürler, damgalar, memurlar ve diğerlerinden oluşan bir süreç. Eylemin ruhunu taşıyan ise sadece o soru: “Benimle evlenir misin?”

Kadın-erkek eşitliğini benimseyip içselleştirmiş toplumlarda, evlilikle birlikte yaşamak aynı haklara sahip olmaya başlarken, Japonya'da kadınlar, kadın-erkek eşitliği olmadığı için evlenmeyi ve çocuk yapmayı reddedebiliyor. Çin'de de erkeklerin evlenecek kadın bulması zorlaşıyor. Bu toplumlardaki erkeğin poligamisi, kadınları Bhutan gibi mazbut erkeklerin yaşadığı ülkelerden koca aramaya itiyor. 2020 yılında Çin'de 30 ile 40 milyon arası müzmin bekar 'erkek' olacağı tahmin ediliyor. Araştırmacılar, erkek-kadın ilişkilerinin son otuz yılda, üç bin yıl boyunca gösterdiği değişimden daha hızlı farklılaştığını söylüyor. Bu değişim, doğal olarak evlilik kurumuna da yansıyor. 50'li yıllarda görülen, ekmeği erkeğin kazandığı, kadının ev hanımı olduğu evlilikler bugün bile demode görülüyor.

18. yüzyılda aşkın evlilik için en gerekli olduğu fikri ortaya atıldığında, boşanmanın sözü dahi edilmezken, insanlar artık mutluluk kaynağı olarak gördükleri evliliklerini sona erdirmeyi tercih ediyor. Bu da aşkın gelip geçici olduğu, aslolanın bu kutsal kurum olduğunu savunanlarla evlilikte aşkı savunanların hala çözüm bulamayan ve bulacağa da benzemeyen tartışmalarına yol açıyor.

Japonya'da bir saatliğine kiralanan "aşk" otelleri var. Birleşmiş Milletler kızların çocuk yaşta evlendirildiği Afganistan, Hindistan ve Afrika'da evlilik yaşını yükseltmeyi amaçlayan kampanya yapıyor. Singapur genç yaşta evliliği destekliyor. İspanya'da 25-29 yaşları arasındaki kadınların yüzde 50'sinin bekar olması ekonomistleri endişelendiriyor. Çek Cumhuriyeti'nde bekarlık kutsanıyor. Suudi Arabistan'da ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde hükümet, genç kız ailelerini yüklü miktarda başlık parası istemekle suçluyor. İtalya'da evlenmeyi tercih etmeyen erkekler artıyor. Bir taraftan da dünya dönüyor, insanlar evleniyor, eşikten atlıyor, mutluluğu buluyor... Hepsi mi? Evlilik işin o tarafına karışmıyor. Bu kurum sadece mutluluk vaadinde bulunuyor. Mutluluğu sağlama garantisi vermiyor, işin o tarafını evliliğe pek meraklı olanlara bırakıyor.

 
DİĞER YAZILAR

NEXUSartLine'da yayınlanan yazı, fotoğraf, karikatür, ilüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır.
İzinsiz alıntı yapılamaz.