Home Page
26.04.2018
26.04.2018
ORGANİZASYONLAR
WORKSHOPLAR
SÖZEL & GÖRSEL DESTEK
TASARIM / PROJE
Üyelik
facebook sayfamıza katılın !



Yıllardır Bitmeyen “Deli”lik Nöbetimiz: ÖRÖVİZİYON
Mor ve Ötesi

“Ada Müzik” etiketli ilk albümleri masamın üzerine geldiğinde tarihler 90’ların ikinci yarısına işaret ediyordu. “Şehir” isimli bu albümü, şöyle bir elime alıp bakarak;” Eyvah gene günün alternatif, grunge modasının Türkiye versiyonlarından biri” demiştim. Kahrolası alışkanlığım gereği bana gelen herşeyi dinlemek gibi bir adetim vardı ve bu grubu da dinlemeye koyuldum. Dinlediğimde ise onların alternatif tarzına karşın türdaşlarına göre ayakları daha yere basan bir havada olduğunu fark edecektim. Albümü dinlemem bittiğinde ise tepkim, “Alternatif modasınının içinde yaratıcılığı ve sound derdini işe katanlar da varmış” olacaktı. İşte Mor ve Ötesi ile tanışmam böyle gerçekleşmişti. O ilk albümden bu yana tam tamına 12 yıl devrildi. O ilk albüm günlerinde çekilen klibe bakıyorum da Kerem’in davulunun başındaki tıfıl halini görüp, gülüyorum. Bugün Kerem gibi Mor ve Ötesi de büyüdü ama değişmeyen tek şey, müziğe bakışlarındaki olgunluk ve ciddiyet olacaktı.

“Şehir”le atılan ilk adım, 3 yıl sonra “Bırak Zaman Aksın”la devam edecekti. 2001’de “Gül Kendine” ve 2004’de “Dünya Yalan Söylüyor” ile olan olacaktı. Bu miladi albümle Mor Ve Ötesi rock dışına taşarak geniş kitlelerle buluşacaktı. Bunu da rock müziği çerçevesinde kendilerine ait müzik yapılarını koruyarak başaracaklardı. Sonra 2006’da yolculuklarını “Büyük Düşler”le sürdürdüler.

Mor ve Ötesi müzik kariyerindeki yolunu dünyaya taşımayı da düşlüyordu. Bunu hak ediyorlardı da. Ama bu süreçte hiç olmayacak bir şey oldu ve onların Eurovision’a katılacağı haberini alacaktık. Açıkcası üzülmüştüm. Çünkü Mor ve Ötesi o yarışmaya iki değil, 12 numara büyük gelirdi. Yarışma günü TV’yi izlerken bu yargımın az bile kaldığını gördüm.

“Benim oğlum bina okur, döner, döner gene okur” misali değerlerimizi bitiriyoruz. Neler olmadı ki şu Eurovision denilen maceramızda. Eurovision denilince 4 gözlemim vardır ki, bunun geçerli olduğu konusunda tarih beni yanıltmayacaktı.

  • 1. Türkiye’de bu yarışmaya katılırken müzisyenlerimizin yurt dışına taşınması amaçlanmıştır. Ancak ne yazık ki sonuç (hiçbir zaman) elde edilememiştir. Ajda Pekkan, Sertab Erener gibi örnekler en başta gelenleridir. Bu tip beklentilerde bazı isimler ise iç piyasada bile kötü bir jubile yaşar hale gelecekti.
    Kimi zamanda iç piyasamızda alışkanlıkların dışında türler denedikleri için önlerine duvar örülenler bu yarışmaya uygun bulunacaktı. Yıllarca “halk anlamaz” diye albüm yaptırılmayan Mazhar Fuat Özkan üçlüsü bu yarışmaya kattırılarak “Batı’ya açılan yüzümüz” diye sunulacaktı. Yarışma sonunda yurt dışı beklentileri son buldu ama üçlümüz de “MFÖ” halini alarak iç piyasaya uygun hale gelecekti.
  • 2. Eurovision yarışmasını ya çok ciddiye almışızdır ya da önemsemiyor gibi gözükmüşüzdür. Tam aklımız başımıza gelip, yarışmadan ilgimizi çekmişken, Sertab Erener’in birinciliğiyle oyuna yeniden dalıverdik. İşin en komik yanı Eurovision’u ne kadar önemsemiyoruz gibi görünsek de gizli bir aşk yaşadığımız kesin.
  • 3. Eurovision öyle bir yarışmadır ki, en iyi ürünü oraya koyduğunuzda yiter, gider. Üst düzey işleri oraya koymak kelimenin tam anlamıyla akla ziyandır. Bunu yapmak bizim alışkanlığımızdır ki, bu da Batı’yı Batı’dan çok fazla önemsememizden kaynaklanır.
  • 4. Bu bir öğütme yarışmasıdır. Bir defa katılıp, kötü sonuç alanın müzik hayatını bitirir, yaşamını zehrederiz. Örnek mi Çetin Alp…Bu alanda verdiğimiz ilk şehidimizdir diyebilirim. Yarışma dönüşü adamı havaalanında dövdük. Bununla da kalmayarak müzik hayatını bitirdik ve sürgün hayatı yaşattırdık. Hem de neden. O yarışmadaki parçasının müziğine ve sözlerine kızdığımız için o parçayı bestelemeyen, şarkı sözlerinden sorumlu olmayan adama ödettirdik faturayı. Alp, yıllarca ülkemize gelen turistlere müzik yapan bir gazinoda müzik yapmak zorunda bırakılmışken, Sertab Erener’in birinci geldiği yarışmayı izlerken kalbine yenik düşecekti. Çetin Alp’den yıllarca sonra durum farklı mıydı! Ne gezer… 2005 yılında ülkemizi yarışmada temsil eden Gülseren isimli şarkıcımızın başına da bundan farklı bir durum gelmemiştir.

Bütün bunları toplarsak Eurovision macerasında yaptığımız; döküntü bir umumi helaya en pahalı ve görkemli elbiselerle gitmekten farksız.

Dilerim bu yaşananlar Mor ve Ötesi’ni fazla etkilemez. Benim açımdan onlar 6 ay falan müziğe ara vermişler gibi bir şey bu, yarışma süreci. Şimdi bu kötü rüya bitti diyelim. Eurovision gibi bir yarışma için fazlasıyla birikimli ve hepsinden önemlisi müzisyen bu insanların oraya gitmesi kötü bir kabustan başka bir şey değildi zaten. Bence kazanmadıkları da iyi oldu. Şimdi bunu yok sayalım ve yolumuza devam edelim. Ancak yıllardır süren bu çadır tiyatrosu ve oylamadaki ecüş bücüşlüğe bakıp burnundan kıl aldırmayan Avrupa (Yayın) Birliği’nin durumuna hazin hazin bakalım derim. Hey gidinin Avrupa kültürü, kapitalist küreselleşme seni ne hale döndürmüş.

 

NEXUSartLine'da yayınlanan yazı, fotoğraf, karikatür, ilüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır.
İzinsiz alıntı yapılamaz.