Home Page
24.04.2018
24.04.2018
ORGANİZASYONLAR
WORKSHOPLAR
SÖZEL & GÖRSEL DESTEK
TASARIM / PROJE
Üyelik
facebook sayfamıza katılın !

Zik Zak


Güney Fransa

AKDENİZ’DEN ATLAS OKYANUSU’NA

Solumda Pireneler, sağımda Garonne nehri. Ardımda Akdeniz, Narbonne’de vedalaşıyoruz Akdeniz’le. İstikamet Arcachon... Yani Okyanus. Adı sıkça anılan kasabalar, efsanevi şehirler, gizemli şatolar... Bütün bunlar tamam da, şu Fransızların bölge ayrımını nasıl yaptıklarını anlamak zor. Biz şimdi Languedoc’da mıyız, Guyennes’de mi, Quersey’de mi yoksa Pays’d’Oc’da mı? Yolun bir yanı bir bölge bir yanı bir başka bölge olsa gerek, tabelalar sürekli değişiyor. Ben bunlar arasından bana en yakın gelen Gaskonya’yı tercih ediyorum. Duymuşluğum var hiç olmazsa... Bir isim seçmek lazım yoksa nerede olduğunu bilemiyor insan. Kimisi Cathare’da olduğumu söylüyor, kimi ise Provence deyip geçiyor... 20 km’de bir coğrafya değiştiriyoruz. Bu memlekette okusaydım coğrafya dersinden kesin kalırdım...

Zik Zak - İzzeddin Çalışlar

Güney Fransa kısaca ikiye ayrılır: Provence ve Côte d'Azur. Côte d'Azur, ünlü Fransız Rivierası olarak Hyères’den Menton’a kadar uzanıyor ve malum şıklıkları ve plajlarıyla dünya turizminin merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor. Ama bana sorarsanız orada harcanan paranın karşılığını tam olarak almak pek kolay değil. Çünkü bir kere o karşılığı alınacak parayı toparlamak lazım. Nice, Cannes, Saint Tropez’yi bir yana bırakıp, Batı’ya gittikçe daha hesaplı bir ortama, yani Provence’a ulaşılıyor. Alplerin denize ulaşma çabasının sonu... Onlara sizler ada değil, dağ olarak kalacaksınız diyen bölge... Her kilometresi bağlarla kaplı, her köyünde Cézanne, Van Gogh, Chagall, Pagnol, Raimu ya da koca burunlu Fernandel’den bir iz olan Provence... İdari olarak değilse de kültürel olarak Provence, Pays d'Oc yani Güney Fransa’ya dahil. Ve dünyanın en büyük şarap bölgesi...

MONTPELLIER

Languedoc-Roussillon’un merkezi Montpellier. İsimler karmaşasının oluşturduğu altıgen bölgenin en kalabalık şehri. Henüz Akdeniz’den kopmamışız. Burası yetiştirdiği bilginler, tabipler ve filozoflarla ünlü. Zaten sokaklarında bilgece bir hava hakim. Araç trafiğine kapalı ara yollarda, harika bir mimari bütünlük içinde yürürken, insan kendini Diderot gibi hissedebiliyor. Dar sokaklar iki büyük meydana açılıyor. Bunlardan biri Antigone adını taşıyor ve Katalanların mimar-ı azamı Ricardo Boffil tarafından tasarlanmış. Diğer tarihi meydan ise Ecusson. Yemekler, tabelalar, siesta zamanı inin cinin top oynayışı, yaşlıların hali tavrı, caddedeki butik markaları İspanya’yla Fransa arasında bir yerde olduğumu her fırsatta hatırlatıyor. Buranın da kendine göre bir Arc de Triomphe’u, bir Avenue’sü, ortasından geçen nehri, kapkaççıları ve kente tepeden bakan bir şatosu var. Kuzey Afrika kaçkını zencileri de hesaba katarsak, küçük bir Paris diyebiliriz.

NİMES

Okyanus’tan önce Rhone yönüney yani ters tarafa kısa bir yolculuk yapıp daha önce gittiğim ve çok sevdiğim Nimes’e uğruyorum. Bu kasabanın Roma dönemi kalıntıları dışında bir özelliği daha var. Blucin tarihi genellikle ABD’deki altın arayıcılarının giydiği denim pantolonlara dayandırılır. Oysa bazı kaynaklar blucin kumaşının 16. ve 17. yüzyıllarda da kullanıldığını savunur. En temel tanımıyla indigoyla boyanmış denim kumaşı olan blucinin kökenini 16. yüzyılda dokumada çığır açmış olan İtalya’nın Cenova ve Fransa’nın Nimes kentlerine dayandıran araştırmacıların yanılmadığı kanıtlandı. Denim sözcüğünün Fransızca “de Nimes”in (Nimes’den gelen anlamında) okunuşu olduğu zaten biliniyordu. Tarihi dokusuyla turistler için çok çekici bir nokta olan Nimes, Akdeniz kültürünün bütün özelliklerini barındıran sevimli bir kasaba. Roma kalıntıları ve tipik mimariyi yansıtan dar sokaklarıyla hoş manzaralar sunan Nimes’de bir de kent tarihini yansıtan “Dekoratif Sanatlar ve Tekstil Müzesi” bulunuyor. İşte bu müzenin salonlarından birinde sergilenen “bilinen en eski blucin” tartışmaya son noktayı koyacak nitelikte. Çünkü müzedeki giysi, bir jile ve hem denim kumaşından yapılmış hem de indigo boyalı. Yani basbayağı blucin!

Nimes’in kökeninde Colonia Nemausensis var. Yani Galya’nın Sezar tarafından fethine (Asteriks’in köyü hariç!) dayanıyor. Fetih sonrası Agustus tarafından burada tipik bir Roma kenti inşa edilmiş. O günlerin kalıntısı da kentin iki ucunda bütün heybetiyle duruyor. Biri Akdeniz kıyılarının en büyüğü sayılan arena, diğeri de ‘Maison Carée’ adıyla anılan tapınak. Tapınağın hemen karşısındaki Lord Norman Forster yapısı kütüphane ve çağdaş sanat müzesi de görmeye değer.

TOULOUSE

Montpellier’e geri dönüp, Narbonne’dan sağa sapıp, burnumu Okyanus’a çevrdikten sonra ilk durak Toulouse oluyor. Bu memleketin dilini ilk öğrenmeye başladığımda Perpignan ve Toulouse arasında ezeli bir rugby rekabeti olduğunu duymuştum. Toulouse son yıllarda öyle bir dinamizm yakalamış ki, bu rekabet bile geçmişte kalmış. Fransa’nın uzay ve havayollarıyla ilgili sanayisinin merkezi olması ve biyoteknolojideki gelişmeler, ekonomik kalkınmanın öncelikli bölgesi olmasını sağlamış. Yine de şehir çok romantik ve huzurlu. Asıl zenginliğinin kültürel yaşamdan, gençlikten, Académie des Jeux Floraux’dan geldiğinin bilincinde... Akdeniz’le Atlantik’in tam ortasında, başkente 730 km uzaklıkta olmasından dolayı Orta-Pireneler bölgesinin başkentliğine soyunmuş, ülkenin dördüncü büyük kenti, 700 bin nüfuslu Toulouse...

Yaşam kalitesi ve gastronomi, Toulouse’u iyi yaşamayı bilenler kenti haline getirmiş. Kent farklı kimlikteki semtleriyle her halden anlar bir kimliğe sahip. Eski şehir bohem burjuvaziyi, kent merkezi toksikomanları, Pont-Neuf aşıkları buyur ediyor her gün... Son yıllardaki atılım kentleşme çabalarını da mutlu sona erdirmiş. Metro, parklar, banliyöler, otoyollar ve yeni Toulouse-Blagnac havalimanı yepyeni ve görmeye değer bir kent oluşturmuş. Sonuçta başta Paris olmak üzere ülkenin diğer bölgelerinden buraya göç başlamış ve bu yeni cazibe merkezi hareketlenmiş. Bunda kuşkusuz 110 000 üniversite öğrencisinin payı da çok.

 
DİĞER YAZILAR

NEXUSartLine'da yayınlanan yazı, fotoğraf, karikatür, ilüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır.
İzinsiz alıntı yapılamaz.